Farkındalık

Kendime Yetişmek İçin Biraz Yavaşlıyorum

Kendime Yetişmek İçin Biraz Yavaşlıyorum

Uzun zamandır şunu fark ediyorum: Günler çok kolay birbirine benzemeye başlıyor.

Sabah uyanıyorum. Yapılacak şeyleri düşünüyorum. Bir yerlere yetişiyorum, mesajlara cevap veriyorum, eksik kalan işleri tamamlamaya çalışıyorum. Günün içinde sürekli bir şey oluyor ama akşam olduğunda, o günün bana ne hissettirdiğini çoğu zaman tam olarak bilmiyorum.

Sanki gün yaşanmış oluyor da ben biraz gerisinde kalıyorum.

Bu yüzden son zamanlarda kendime küçük duraklar bırakmaya çalışıyorum.

Çok büyük şeyler değil bunlar.

Çayımı içerken telefonu başka bir odada bırakmak. Eve dönerken her zamanki yolu kullanmamak. Bir pencerenin önünde birkaç dakika oyalanmak. Masada duran defteri açıp o gün aklımda kalan tek bir şeyi yazmak.

Kendime yetişmek için biraz yavaşlamak gerekiyor.

Bunu geç öğrendim.

Uzun süre bir şeyi anlayabilmek için üzerine çok düşünmem gerektiğini sandım. Bir duygunun nedenini çözmek, bir kararın doğru olup olmadığını tartmak, kafamdaki sorulara cevap bulmak…

Şimdi çoğu şeyin sessizlikte daha görünür olduğunu düşünüyorum.

Kendime sürekli soru sormadığımda.

Hemen bir cevap bulmaya çalışmadığımda.

İçimde olan şeyi değiştirmek yerine önce onun orada olmasına izin verdiğimde.

Bir defterin karşısında oturmak bu yüzden bana iyi geliyor.

Ne yazacağımı bilmeden de oturabiliyorum artık.

Sayfanın karşısına geçip o gün içimde ne kaldığına bakıyorum.

Bir cümle.

Bir görüntü.

Bir ses.

Birinin yüzü.

Günün içinde içime dokunmuş ama üzerinde durmaya fırsat bulamadığım küçücük bir şey.

Geçen gün eve dönerken bir apartmanın balkonunda çamaşırlar gördüm. Rüzgârda ağır ağır sallanıyorlardı. Çok sıradan bir görüntüydü. Yürümeye devam ettim. Fakat akşam defteri açtığımda aklıma ilk o balkon geldi.

Nedenini bilmiyorum.

Her şeyin nedenini bilmem gerektiğini de düşünmüyorum artık.

O görüntü o gün bana bir şey söylemişti. Ben de onu birkaç cümleyle defterime bıraktım.

Hayatımın çoğu böyle küçük şeylerden oluşuyor zaten.

Mutfaktan gelen bir koku.

Bir arkadaşımın gönderdiği ses kaydı.

Uzun zamandır görmediğim bir kitabın raftan gözüme ilişmesi.

Pazar sabahı sessiz bir sokak.

Gece yatmadan hemen önce aklıma gelen eski bir anı.

Bunlar günün büyük olayları değil.

Ama kendime en çok bu küçük yerlerde rastladığımı hissediyorum.

Neyi özlediğimi orada anlıyorum.

Neyden yorulduğumu.

Hangi şeylerin beni hâlâ heyecanlandırdığını.

Bir süredir neyi görmezden geldiğimi.

Kendime yakın hissettiğim anların çoğu, hayatı düzeltmeye çalışmadığım anlar oluyor.

Sadece baktığım.

Dinlediğim.

Olduğu hâliyle gördüğüm.

Sanırım kendimizle kurduğumuz ilişki de biraz böyle oluşuyor.

Her gün büyük farkındalıklar yaşamıyoruz.

Her sorunun cevabı gelmiyor.

Her şey bir anda yerli yerine oturmuyor.

Ama küçük küçük tanıyoruz kendimizi.

Bir şarkıyı neden tekrar açtığımızdan.

Bir cümlede neden durduğumuzdan.

Hangi insanın yanında rahatça sustuğumuzdan.

Hangi günlerde eve dönmek için acele ettiğimizden.

Ben artık bunları önemsiyorum.

Hayatımın kenarında kalmış küçük işaretler gibi görüyorum.

Bir yere vardığımı söylemiyorlar.

Yalnızca hangi yöne baktığımı hatırlatıyorlar.

Bu yüzden arada defterimi açıyorum.

Bir şey üretmek için değil.

Güzel cümleler yazmak için değil.

Kendime günün içinde küçük bir yer açmak için.

Çünkü dünya yeterince hızlı.

Ben her şeye yetişemiyorum.

Zaten artık yetişmek de istemiyorum.

Kendime yetişsem yeter.